Dünya basını: İsrail, Türkiye ile savaşmayı seçti!..


İsrail'in Gazze'ye giden gemiye saldırmasının sonuçları, ABD ve İngiliz basınında geniş yer bulmaya devam ediyor. ABD basını, İsrail yönetimini suçlarken, İngiliz basınına göre saldırı, 'ABD'nin İran'dan hesap sormasını zorlaştırdı.'
02 Haziran 2010 12:17

LOS ANGELES TIMES'TA İSRAİLLİ YAZAR GROSSMAN'IN YAZISINDAN: BU SUÇU HAKLI GÖSTERECEK YA DA TEMİZE ÇIKARACAK HİÇBİR İZAHAT YOK, İSRAİL HÜKÜMETİ İLE ORDUSUNUN APTALCA EYLEMLERİ İÇİN HİÇBİR GEREKÇE ÖNE SÜRÜLEMEZ

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın geçen yıl Davos'ta katıldığı, İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres ile arasında gerginlik yaşanan paneli yöneten isim olan Washington Post yazarı David Ignatius, "Filo baskını, İsrail'e bir öğrenme fırsatı sunuyor" başlıklı yazı kaleme aldı.

"Hükümetlerin hata yaptıkları, ancak akıllı olurlarsa bunlardan ders çıkardıkları" belirtilen yazıda, "Eğer İsrail hükümeti mantıklıysa, yardım gemileri filosuna saldırısının neden olduğu kargaşayı, Gazze ve bölgeye yönelik politikalarını yeniden düşünmek için kullanacaktır" denildi.

"İsrailli komandoların, Gazze Şeridi'ne uyguladıkları ablukayı güçlendirme ve oradaki aşırılık yanlısı Hamas hareketinin etkisini zayıflatma çabası çerçevesinde gemilere baskın düzenlediği" kaydedilen yazıda, "Ancak İsrail'in son dönemki birçok dik başlı operasyonu gibi, bunun da geri teptiği ve bunun nedeni üzerinde düşünmenin faydalı olacağı" görüşü dile getirildi.

Yazıda, İsrail'in kendini savunmak için öne sürdüğü, "Gazze'deki bir terörist düşmanla savaştığı, Avrupa'daki dostları ve ABD'nin güvenilmezliğinin giderek arttığı, kilit Müslüman müttefiki Türkiye'nin İran'la dostluk kurduğu ve Gazze'ye yardım misyonunun Türk organizatörlerinin Hamas bünyesindeki İsrail nefretçileriyle bağlantıları olduğu" yönündeki noktalara atıfta bulunularak, bunların "doğru ve İsrail'in bakış açısından sinir bozucu olduğu" yorumu yapıldı. Yazıda, "Ancak bu, akıllı bir liderin, denizde şatafatlı bir operasyonla zar atmaktan ziyade, kendini kayıplara karşı koruması gerektiği bir durum" ifadesi kullanıldı.

-"ABLUKA HAMAS'I GÜÇLENDİRİYOR"-

İsrail açısından en acil sorunun Gazze üzerindeki ablukanın sürdürülemez olması olduğu ifade edilen yazıda, "bunun niyetlenen sonucun tam tersi etki ürettiği, Hamas'ın Gazze'deki kontrolünü güçlendirirken, İsrail'in uluslararası alanda daha fazla izole hale geldiği" savunuldu.

Filonun halkla ilişkiler açısından bir sorun yaratabileceğinin farkına vararak, İsraillilerin, yardım malzemesinin herhangi bir gerginlik çıkmadan nasıl dağıtılacağı konusunda Türk hükümetiyle görüşmelerde bulunduğu ifade edilen yazıda, "Şurası açık ki, bu uzlaşı yaklaşımı başarısız oldu ve komandolar uluslararası sularda saldırı düzenledi" denildi.

"İsrail'in neden bu kadar yüksek risk taşıyan bir seçeneği tercih ettiği" sorusunun sorulduğu yazıda, buna cevaben, "yıllar boyunca İsrail'in Orta Doğu'daki askeri eylemlerine karşı konulmaması özgürlüğüne alıştığı" görüşü dile getirildi.

İsrail'in, "cesurca ve çoğu zaman evinden uzakta, düşmanlarına saldırdığı ve onların gözünü korkuttuğu" belirtilen yazıda, "Bu ihtilaf yaklaşımının, İsrail'in düşmanları çağ dışı gerillalar ve kabiliyetsiz Arap orduları olduğunda mükemmel işlediği, ancak internet ve füzelerin yaygınlaştığı bir çağda daha az başarılı olduğu" yorumuna yer verildi.

-"TÜRKİYE, HAMAS'TAN DAHA TEHLİKELİ BİR DÜŞMAN"-

Yazıda, "askeri üstünlüğün İsrail'i hiç olmadığı kadar büyük riskler almaya cezbettiği" görüşü ifade edilerek, 1982'de Lübnan'ın işgali örnek gösterildi.

Yardım filosuna saldırarak, İsrail'in "Hamas'tan daha tehlikeli bir düşman olan" Türkiye ile savaşmayı seçtiği iddiasında bulunulan yazıda, "tartışmanın son birkaç yılda mayalanmakta olduğu ve bunun Orta Doğu'da dev bir stratejik değişimi oluşturduğu" yorumu yapıldı.

Yazıda, "İsrail'in bir zamanlar en önemli bölgesel müttefiki Türkiye'nin, şimdi İsrail'in hegemonyasına meydan okuma arayışında olduğu" ileri sürüldü.

"Başbakan Erdoğan'ın, 'İsrail'in bize emir verir gibi davranmasına izin vermeyeceğiz' şeklinde karizmatik bir mesaja sahip Müslüman bir popülist olduğu" öne sürülen yazıda, "Türkiye'nin meydan okumasının Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu tarafından seslendirildiği" ifade edilerek, Davutoğlu'nun dün gazetecilerle düzenlediği kahvaltılı sohbet toplantısında, "Şimdi karar verme zamanı: Uygar bir dünyada mıyız, yoksa bazıları orman yasalarına sahip olmayı sürdürüyor mu? Eğer ikincisiyse, ne yapılacağını biliyoruz" dediği aktarıldı.

"İsrail ve ABD'nin hatalardan nasıl ders çıkarabileceği ve krizi daha iyi sonuca doğru nasıl yönelteceği" sorusunun da sorulduğu yazıda, "cevabın, bunun Gazze probleminden ziyade, Türkiye ile İsrail arasındaki bir sorun haline geldiği gerçeğini kullanmakta olduğu" ifade edildi.

-"TÜRKİYE GÜÇLÜ BİR ÜLKE"-

"Türkiye'nin bölgesel arzuları bulunduğu, ancak çılgın bir terörist bölge olmadığı ve Yahudi soykırımını inkar eden bir söylem kullanmadığı" belirtilen yazıda, "(Türkiye) önemli bir güç sahibi olmak isteyen büyük, güçlü bir ülke. İsrail'i zayıflatmadan Türkiye'nin açlığını tatmin etmenin bir yolu olmalı" ifadesi kullanıldı.

Yazıda, "doğru bir diplomatik formülün, İsrail'in normalde güvenmediği bir kurum olan BM'yi de içine alması gerektiği, İsrail'in Gazze'deki karışıklığı kendi başına çözemediği ve yardım için şimdi BM Güvenlik Konseyi'ne yönelmesine ihtiyaç bulunduğu" belirtildi.

"Bunun, İsrail açıklarında neler olduğuna dair BM soruşturmasıyla başlaması gerektiği" ifade edilen yazıda, "bir sonraki adımın, silah ithalatına karşı gerçek korumalarla, Gazze'nin yeniden inşasında BM'nin daha fazla rol alması olabileceği" kaydedildi.

Yazıda, "İsrail'in paradoksu kucaklamaya ihtiyacı var: Bazen zorlu bir sorunu idare etmenin en iyi yolu onu uluslararasılaştırmaktır" denildi.

-"YAHUDİ GRUPLARI ARASINDA AYRILIKLARI DERİNLEŞTİRDİ"-

Gazetedeki Harold Meyerson imzalı bir diğer yazıda da, İsrail'in yardım gemilerine saldırısının, Amerikalı Yahudi grupları arasındaki ayrılıkları daha da derinleştirdiği yorumunda bulunuldu ve olaya farklı bakış açılarıyla yaklaşan grupların internet sitelerinde yer alan yazılardan örnekler verildi.

Gazetedeki konuya ilişkin farklı yazılarda, "İsrail'in saldırısının, Gazze'ye gelecek dönemde insani yardımların nasıl ulaştırılacağına ilişkin tartışmaları beraberinde getirdiği, BM Güvenlik Konseyi Başkanlık açıklamasının, Türkiye ve Arap ülkelerinin talep ettiği kadar İsrail'i doğrudan eleştirmediği" gibi yorumlarda bulunuldu.

İsrail'in saldırısına uğrayan gemide silah olup olmadığı tartışmalarına işaret edilen haberlerde, İsrail'in gemide silah bulunduğunu kanıtlayamadığı belirtildi.

Başbakan Erdoğan ile Dışişleri Bakanı Davutoğlu'nun sözlerine atıf yapılan gazetede, Davutoğlu'nun ilk kez bu kadar sert konuştuğu yorumunda da bulunuldu.

-"SANKİ BİR KORSAN GRUBU"-

Los Angeles Times gazetesinde İsrailli yazar David Grossman'ın kaleme aldığı yazıda da İsrail'in Gazze'ye yardım götüren gemilere saldırısıyla ilgili olarak, "bu suçu haklı gösterecek ya da temize çıkaracak hiçbir izahat bulunmadığı ve İsrail hükümeti ile ordusunun aptalca eylemlerine hiçbir gerekçe sunulamayacağı" yorumunda bulunuldu.

"İsrail'in deniz baskını, aptalca bir kestirim" başlıklı yazıda, "İsrail'in, askerlerini gözlerini kırpmadan sivilleri öldürmeleri için göndermediği, gerçekte, bunun İsrail'in istediği son şey olduğu" ifade edildi.

Yazıda, "Yine de, dini görüşlerinde fanatik ve İsrail'e radikal biçimde düşman küçük bir Türk örgütü, davasına barış ve adaletin arayıcısı yüzlerce kişiyi dahil etti ve İsrail'i bir tuzağa çekmeyi başardı, çünkü İsrail'in nasıl tepki göstereceğini biliyordu" ifadesi kullanıldı.

"Bir ülke, nasıl İsrail'in davrandığı kadar, güvensiz, kafası karışmış ve panik şekilde davranabilir" denilen yazıda, "İsrail'in, aşırı askeri güç kullanımı ve gemidekilerin tepkisinin yoğunluğunu tahmin etmedeki ölümcül hatanın karışımı sonucunda sivilleri öldürdüğü ve yaraladığı ve bunu ülkenin karasal sularının dışında, sanki bir korsan grubu gibi yaptığı" kaydedildi.

-"BECERİKSİZ POLİTİKA"-

Yazıda, "İsrail'in eylemlerinin, Gazze'nin utanç verici biçimde kuşatılmasının doğal bir devamı olduğu, hapisteki tek bir askerin serbest bırakılması için Gazze Şeridi'ndeki 1,5 milyon masum insanda acı duygular uyandırıldığı ve bu kuşatmanın, defalarca abartılı güç kullanımına başvuran beceriksiz bir politikanın sonucu olduğu" yorumlarına yer verildi.

Gazze'nin kuşatılmasının yıllardır başarısız olduğu ve bu durumun, kuşatmanın sadece ahlak dışı değil, pratik olmadığı anlamına da geldiği, aslında durumu daha fazla kötüleştirdiği ve İsrail'in hayati çıkarlarına zarar verdiği ifade edildiği yazıda, İsrailli asker Gilad Şalit'i 4 yıldır esir tutan ve Gazze Şeridi'nden İsrail kentleri ve köylerine binlerce roket fırlatan Hamas liderlerinin işlediği suçların, egemen bir devletin elindeki yasal araçlar kullanılarak ele alınması gerektiği, sivil nüfusa yönelik mevcut kuşatmanın ise bu araçlardan biri olmadığı kaydedildi.

Yazıda, "Pazartesi günkü çılgın eylemlerin şokunun, kuşatmaya dair tüm fikrin yeniden değerlendirilmesine neden olacağına ve nihayet Filistinlileri acılarından kurtaracağına ve İsrail'i 'ahlaki lekesinden' temizleyeceğine inanmak istiyorum. Ancak bu trajik bölgedeki deneyimimiz bize şunu öğretti ki, muhtemelen bunun tam tersi olacak. Şiddet içeren tepkiler verilmesi mekanizmaları, intikam ve nefret döngüleri, büyüklükleri önceden kestirilemeyecek şekilde, yeni bir tura başladı" denildi.

Yazıda, "Her şeyin ötesinde, bu çılgın operasyon İsrail'in ne kadar düştüğünü gösteriyor. Gören gözlere sahip herkes bunu anlar ve hisseder" ifadesi kullanıldı.

Gazetenin bir başka yazısında İsrail'in bu olayla kendisine büyük bir zarar verdiği görüşü dile getirildi. Yazıda, İsrail'in kendini savunma hakkı bulunduğu, ancak Gazze'ye yönelik ablukanın da kaldırılması gerektiği kaydedildi.

İNGİLİZ BASINI: "SALDIRI, ABD'NİN İRAN'DAN HESAP SORMASINI ZORLAŞTIRDI"

İngiliz basını, İsrail'in Gazze'ye yardım götüren gemilere saldırısına geniş yer ayırdı ve "bu saldırının ABD'yi nükleer programı konusunda İran'a yönelik yaptırımlar konusundan uzaklaştıracağı" yorumlarına yer verdi.

Dünya liderlerinin saldırıyla ilgili soruşturma talebini vurgulayan Times gazetesi, yaklaşık 30 İngiliz vatandaşının Negev çölündeki bir hapishanede tutuklu bulunduğunu, bir İngiliz vatandaşının ise Tel Aviv'deki hapishanede tedavi altında olduğunu yazdı.

Guardian gazetesi, "İsrail üzerinde, ölümleri kapsamlı bir şekilde soruşturma baskısı artıyor" manşeti atarak, gemideki sivillerin, İsrail askerlerinin öldürme kastıyla ateş ettiğini söylediğini yazdı.

Gazete, başyazısını da İsrail'e yönelik tepkilere ayırarak, saldırıdan sonra bir şeylerin değişmesi konusunda ümit olmadığı yorumunu yaptı.

"Örneğin Mısır'ın Gazze ile sınırını geçici olarak insani yardımlara açması jestten ibaret" denilen gazetenin başyazısında şöyle denildi:

"Gazze'nin ihtiyacı olan, gemilerdeki çimento, çelik ve inşaat malzemeleriydi. Bunlar İsrail'in geçen yılki cezalandırıcı saldırısının yarattığı hasarı onarmak için kullanılacaktı. Ancak dün bir Mısır güvenlik yetkilisinin de söylediği gibi, bu malzemeler yine sınırdan geçemeyecek. Dolayısıyla bu konuda değişen bir şey olmayacak."

BM Güvenlik Konseyi oturumunda kaydadeğer bir ilerleme olmadığı savunulan ve ABD'nin tutumu eleştirilen gazetede, "Peki Orta Doğu'da yeni bir yaklaşım sözü veren adamın (ABD Başkanı Barack Obama) yönetimi ne yaptı? Eski yaklaşıma geri döndü. ABD, Türkiye'nin haklı taleplerini sulandırdı. Obama bir daha İslam dünyasına seslendiğinde, sözlerine kimse kulak asmayacak. Bunun sorumlusu da başında bulunduğu yönetimden başkası değil" denildi.

-INDEPENDENT: "İSRAİL HALKI LİDERLERİNİ SORGULAMIYOR"-

Financial Times (FT) gazetesinin Orta Doğu editörü Roula Khalaf da, İsrail'in, tüm propaganda çabalarına rağmen, bu olayın ardından Gazze'ye yönelik ablukaya odaklanılmasını engelleyemeyeceğini belirtti.

İsrail'in, düşmanlarının eline, kendisine karşı kullanabilecekleri yeni bir malzeme verdiğini ifade eden Khalaf, "İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, saldırının İsrail'i yok olmaya biraz daha yaklaştırdığını savundu. Ahmedinejad, bu saldırının ardından ABD'nin, bırakın Müslüman dünyasını, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyelerinin bile, İran'dan hesap sormaya ikna etmesi zorlaşacağını gayet iyi biliyor" yorumunu yaptı.

Independent gazetesi de aynı noktaya dikkati çekerek, "bu saldırının Obama yönetiminin dikkatini dağıtacağını ve birinci önceliği olan İran'a yönelik yaptırımlardan uzaklaştıracağını" yazdı.

Gazete saldırının ayrıca, İsrail ile Filistin arasında ABD arabuluculuğunda başlatılmaya çalışılan dolaylı görüşmeleri daha da zorlaştıracağını, Hamas'ı güçlendirdiğini, Filistin lideri Mahmud Abbas'ı ise zayıflattığını kaydetti.

Independent gazetesinin Orta Doğu muhabiri Patrick Cockburn de dün olduğu gibi bugün de yazısını İsrail'e ayırdı. İsrail halkının son yıllarda askeri ve siyasi liderlerini sorgulama alışkanlığını kaybettiğini savunan Cockburn, yazısında şunları belirtiyor:

"İsrail'in propagandasına kimse İsrailliler kadar inanmıyor. Bu propaganda kampanyaları İsrail'in en zayıf noktası. Çünkü İsrail'in gerçekliği algılamasını engelliyorlar. Yenilgi ve başarısızlıklar, zafer ve başarı olarak gösteriliyor. Hata yapıldığını kabul etmeme ısrarı da, generallerin ya da siyasetçilerin işine son verilmesini zorlaştırıyor."

Daily Telegraph gazetesi ise saldırının olumlu sonuçlarının olabileceği yorumunu yaptı. Gazete, Filistin liderinin barış müzakerelerinden çekilme çağrılarını reddettiğini ve bunun da İsrail-Filistin barış sürecinin devamı adına bir umut doğurduğunu yazdı.

İSRAİL'İN SALDIRISI FRANSIZ BASININDA: İSRAİL DEVLETİ HİÇ BU KADAR TECRİT OLMAMIŞTI

Fransız basını, Gazze'ye yardım götüren gemilere saldırısından sonra İsrail'in ''hiç bu kadar tecrit olmadığı'' yorumunda bulundu.

Yardım gemilerine saldırıyla ilgili gelişmelere bugün de ilk sıralarda yer veren Fransız gazetelerinden Liberation, başmakalesinde, ''İsrail'in propaganda aleti, haklı çıkartılamazı haklı çıkartmaya uğraşıyor. Ancak İsrail'in dostları ve müttefiklerinin sabrının da bir sınırı var. İsrailli hiçbir yetkilinin bu operasyonun siyasi olduğu kadar ahlaki sorumluluğunu kabul etmemesini anlamak çok zor'' görüşü dile getirdi.

François Sergent tarafından kaleme alınan başmakalede, ''İsrail'in uyguladığı ablukanın Hamas'ı güçlendirmekten başka bir işe yaramadığı'' ifade edildi ve ''Gazze'ye giden insani yardımların yarısının İsrail tarafından engellenmesinin hiçbir kabul edilebilir tarafı olmadığı'' yorumu yapıldı.

''İsrail devleti hiç bu kadar tecrit olmamıştı'' denilen başmakalenin sonunda, ''ABD ve AB'nin artık İsrail'in güvenliğiyle birlikte, Gazze'deki umutsuzların durumuyla da yakından ilgilenmek zorunda olduklarına'' işaret edildi.

''İRAN'A YÖNELİK YAPTIRIM KARARI ZORDA''

Le Figaro gazetesinde Pierre Rousselin tarafından kaleme alınan başmakalede ise gemilere saldırının, İsrail ve Filistinliler arasında doğrudan görüşmeler başlatmayı planlayan ABD yönetimi için ''kötü bir dönem denk geldiği'' yorumu yapıldı.

Başmakalede, bu saldırı yüzünden BM'nin İran'a uygulanmasını istediği yeni yaptırımların da zorlaşabileceği görüşe dile getirildi.

BM Güvenlik Konseyinin halen İsrail'in saldırısına odaklandığı hatırlatılan başmakalede, bu ortamda İran aleyhine bir yaptırım kararı çıkmasının zor olduğu ifade edildi.

Başmakelenin sonunda, ''İran ile ilgili olarak ABD ve İsrail diplomasisinin tuzağa düşme riski bulunduğu'' yorumu yapıldı.

LA STAMPA: GAZZE: SORUŞTURMA KONUSUNDA ANLAŞMAZLIK

İtalyan gazeteleri, Gazze'ye yardım götüren gemilere İsrail'in baskın düzenlemesiyle ortaya çıkan gelişmeleri bugün de manşetten vermeye devam etti.

Manşetlerde genel olarak, İsrail'in Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nce eleştirildiğine ancak yayımlanan bildirinin İsrailli yetkililerce "ikiyüzlülük" olarak nitelendiğine işaret edildi.

Konuya sayfalarca yer ayıran İtalyan basınında, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın dün AK Parti grup toplantısında yaptığı konuşma da geniş yankı buldu.

La Stampa gazetesi bugünkü nüshasında, "Gazze: Soruşturma konusunda anlaşmazlık" manşetiyle, İsrail'in gemilere saldırısına ilişkin açılması gereken soruşturmanın niteliğine dair ciddi görüş ayrılığı bulunduğunu belirtti. Gazetede şu ifadeler yer aldı: "ABD Birleşmiş Milletler'in frenine basarak soruşturmanın İsrail tarafından yapılmasını istedi. Türkiye ve Arap ülkeleri ise buna hayır diyor."

La Repubblica gazetesi, "İsrail barış aktivistlerini sınır dışı ediyor. (İsrail'e göre) BM'nin kınaması ikiyüzlülük" manşetinin üst başlığında, gözaltına alınan aktivistlerin serbest bırakılması konusunda İsrail'e NATO tarafından da çağrı yapıldığını belirtirken, Corriere della Sera da "BM kınadı. İsrail, (İkiyüzlüler) dedi" manşetiyle çıktı.

İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi'nin kardeşi Paolo Berlusconi'ye ait olan sağ çizgideki Il Giornale, tıpkı dün olduğu gibi bugün de, diğer İtalyan gazetelerinin aksine, İsrail'e açıkça destek çıkmaya devam etti. Bugünkü nüshasında "Aktivistler askerleri linç ediyorlardı" manşetiyle çıkan ve barış gönüllülerini "gerilla" diye niteleyen Il Giornale, manşetin altında, "Silahlı gerillalar hayvani bir hınçla davranmaktaydı. Askerlerden biri, (Bize ateş açıyorlardı) dedi" ifadelerine yer verdi.

FOREIGN POLICY: "ABD'NİN ORTA DOĞU'DAKİ YENİ RAKİBİ TÜRKİYE"

ABD'de yayımlanan Foreign Policy dergisinde çıkan yorum yazısında, ABD yönetiminin eskiden "model ortak" olarak tanımladığı Türkiye'nin, artık ABD'nin Orta Doğu'daki yeni rakibi konumuna geldiği öne sürüldü.

Merkezi New York'ta bulunan "Dış İlişkiler Konseyi" uzmanlarından Steven Cook tarafından, Foreign Policy dergisinin dünkü sayısında kaleme alınan yazıda, son gelişmeler ışığında Türkiye ile ABD ilişkileri masaya yatırıldı.

"Frenemy'nin ('arkadaşımsıdüşman') Türkçesi nedir" başlıklı yazıda "Türk iç ve dış politikalarıyla değişen uluslararası sistemde beliren yön değişikliğinin mantıklı sonucu olarak" Türkiye ile ABD arasında süren "60 yıllık stratejik işbirliğinin ardından iki ülke stratejik rakipler haline geldiğine" dikkat çekildi.

İsrail'in Türkiye'ye ait gemileri 9 eylemciyi öldürdükten sonra enterne etmesine Türkiye'nin verdiği sert karşılığın bu realiteyi açıkça ortaya çıkardığı ifade edilen yazıda, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun İsrail'in eylemlerini "bir ülke tarafından işlenen cinayet olarak nitelendirmesinin ve Türkiye'nin BM Güvenlik Konseyinde İsrail'e yönelik sert bir açıklama yapılması yolundaki çabalara öncülük etmesinin, Türk dış politikasında görülen yön değişikliğinin en büyük delili olduğu önü sürüldü.

Yazıda, İsrail'in Türk gemilerine enterne etmesine Türkiye'nin verdiği sert tepkinin, ABD'nin dış politika yönetimi içindeki, "Sovyetler tehdidi nedeniyle Türkiye ile ABD'nin güvenlik çıkarlarının birleştiği dönemleri özleyen" bazı çevreleri uyandırmak için yapılmış bir çağrı olması gerektiği savunuldu.

Obama yönetiminin "diplomatik ilişkilere, çok taraflılığa ve bölgesel istikrara önem veren uluslararası yaklaşımın", Türkiye'deki iktidarda bulunan AK Parti ile güzel bir birliktelik oluşturacağına yönelik umutların belirmesine neden olduğu belirtilen yazıda, yeni Washington yönetiminden gelen, Türkiye ile ABD için "model ortaklık" kavramını ortaya atan Obama'nın ilk önceliğinin Türkiye olacağı yönündeki açıklamalara karşın, zaman ilerledikçe durumun farklı bir boyut kazandığının görüldüğü ileri sürüldü.

Teorik olarak Türkiye'nin sahip olduğu nitelikler ve değerlerin, ABD'nin Orta Doğu, Orta Asya ve Kafkasya'daki amaçlarını yerine getirmesinde yardımcı olacağı yönünde yapılan değerlendirmelere karşın, "Sovyetlerle oynanan satranç oyununda", "kavgacı küçük ortak" konumundaki Türkiye'nin bugün büyüyerek dünyadaki 16. büyük ekonomi haline gelmesinin ardından ortaya farklı bir durumun çıktığı yorumunda bulunuldu.

-"BÖLGEDEKİ NÜFUZLU OYUNCU"-

Yazıda, Türkiye'nin diplomatik açıdan kendini bulmaya başladığı ve son 8 yıl içinde "Orta Doğu'daki ılımlı gözlemci" konumundan çıkarak, "bölgedeki nüfuzlu oyuncu" konumuna geldiğine dikkat çekildi.

Washington ile Ankara yönetiminin genel kapsamda, "İsrail ile Filistinliler arasında barış sağlanması", "istikrarlı ve toprak bütünlüğü korunmuş bir Irak", "nükleer silahlardan arınmış bir İran", "Afganistan'da istikrar" ve "Batıya yönelmiş bir Suriye" olarak sıralanabilecek aynı hedefleri paylaşmasına karşın, detaylara bakıldığında ABD ile Türkiye'nin tamamen ayrı uçlarda olduğunun görüldüğü öne sürüldü.

Yazıda, "İslamcı bir geçmişi bulunan Başbakan Tayyip Erdoğan'ın partisinin yönetimindeki Türkiye'nin", İsrail'den Gazze'ye uyguladığı ambargoyu kaldırmak için adımlar atmasını talep ederek ve aksi takdirde bunun (açıkça ifade edilmeyen) 'sonuçlarına' katlanmak zorunda kalacağını" kaydederek, İsrail-Filistin ihtilafında ilk kez taraflardan birini seçtiğine dikkat çekildi.

Bu bağlamda Türkiye'nin Hamas'a verdiği desteğin, İsrail'in yanı sıra aralarında Mısır, Filistin Yönetimi ve Suudi Arabistan'ın da bulunduğu, ABD'nin diğer bölgesel müttefiklerini de kızdırdığı savunulan yazıda, Türkiye'nin Suriye rejimiyle kurduğu iyi ilişkilerin de başlangıçta George W. Bush yönetimince tepkiyle karşılandığı ifade edildi.

Türkiye'nin İran ile yaptığı uranyum takası anlaşmasına da değinilen yazıda bunun, İran'a nükleer programı nedeniyle sert BM yaptırımları uygulanması yönünde çaba gösteren ABD'nin dış politika hedefleriyle çelişen diğer bir önemli konu olduğunun altı çizildi.

"Türkiye'de yavaş yavaş yol almaya başlayan İslamlaşmayı", Türk dış politikasında görülen yön değiştirmenin nedeni olarak görmenin işin kolayına kaçmak olduğu ifade edilen yazıda, Erdoğan'ın, özellikle İsrail'e ilişkin söylemlerinin büyük bir kısmınını ideolojik bir boyutunun bulunmasına karşın, şimdiki Türk dış politikasının mimarının Erdoğan değil, Dışişleri Bakanı Davutoğlu olduğu belirtildi.

Yazıda, Türkiye'nin uluslararası alanda aktifleşmesini savunan Davutoğlu'nun, "okumaya düşkün, yumuşak sözlü ve fazlasıyla zeki" bir kişi olduğuna ve İslamcılıkla ilgisi bulunmadığına işaret edildi.

-"TÜRKİYE'NİN ABD'DEN FARKLI DEĞERLENDİRMELERİ VAR"-

"Doğru bir yaklaşımla, tamamen değişen dünyada, Türkiye'nin oynayabileceği rolü kavrayan" Davutoğlu'nu bu şekilde düşünmeye iten faktörün Kur'an değil, "soğuk savaşın sona ermesinin sonucu olarak ortaya çıkan yapısal değişiklikler", "Avrupa'nın sürekli olarak Türkiye'yi reddetmesi", "ülkenin güneyi, doğusu ve kuzeyinde ortaya çıkan ekonomik fırsatlar" olduğu vurgulandı.

Türkiye ile ABD'nin, Orta Doğu'da düşman olmamakla birlikte, birbirlerinin hızla rakibi olmaya başladıkları yorumunda bulunulan yazıda, Türkiye'nin, Orta Doğu'daki tek hakim güç olmayı isteyen ve hedeflerine daha kolay ulaşmasını sağlayacağı için siyasi bir düzeni muhafaza etme arzusundaki ABD'den farklı değerlendirmeleri bulunduğuna dikkat çekildi.

Yazıda, Türkiye'nin "kendi çıkarlarına hizmet edecek şekilde oyunun kurallarını esnetmek arzusunda olduğu" ve bunun sonucunda ortaya çıkan durumun ABD'nin çıkarlarına hizmet etmesineyse ses çıkarmadığı ifade edildi.

Yazının sonunda, Türkiye ile ABD arasındaki ilişkileri "Frenemy" ("arkadaşımsıdüşman") olarak nitelemenin sert bir tanımlama olduğu, ancak bu ilişkiyi "model ortaklık" olarak tanımlamanın da çok büyük bir abartı olacağı yorumunda bulunulurken, ABD'nin Türkiye ile ilişkilerinin, ABD'nin, "bazı alanlarda çok güçlü ilişkilere sahip olmakla birlikte, ilişkilerin stratejik müttefik olma seviyesine gelmediği" savunuldu ve Washington'un Brezilya, Tayland veya Malezya ile olan ilişkileri gibi yürütülmesi önerisinde bulunuldu.

YAZAR MARİO LEVİ'DEN İTALYAN GAZETESİNE DEMEÇ: İSTANBUL YAHUDİLERİ OLARAK BİZLER GAZZELİLERLE DAYANIŞMA İÇİNDEYİZ

Türkiye Yahudilerinden roman yazarı Mario Levi, "İstanbul Yahudileri olarak Gazzelilerle dayanışma içinde olduklarını" söyledi.

Levi, İsrail'in Gazze'ye yardım götüren gemilere saldırısıyla ilgili olarak bugün İtalyan gazetelerinden La Repubblica'da yayımlanan demecinde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın dünkü İsrail'i ağır ifadelerle eleştiren konuşması hakkında ise, Türkiye'de bir Yahudi aleyhtarlığı görmediğini belirtti.

"İstanbul Yahudileri olarak bizler Gazzelilerle dayanışma içindeyiz" diyen Levi, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın İsrail'i ağır ifadelerle eleştirdiğinin hatırlatılması üzerine, "Erdoğan harika bir beyanat verdi. Onun partisinin sosyal demokratlar ve milliyetçilere oranla çok daha iyi şeyler yaptığını da söylemek lazım. Şahsen ben Türkiye'de bir Yahudi aleyhtarlığı görmüyorum. Bende böyle bir izlenim yok" diye konuştu.

Türk olmakla birlikte Yahudi olduğunu kaydeden Levi, "Kendimi adeta parçalanmış hissediyorum. Müslüman ya da sıradan laik bir insan olsam, her şey daha kolay olabilirdi. Ama ben Yahudi olan bir Türk yazarım. Dolayısıyla benim duygularım, Başbakan Erdoğan'ın İsrail'e söylediği sert sözleri duyma mutluluğundan, Kudüs'teki yetkililerin yaptığı aptallığa duyduğum öfkeye, kimi kez hadiselerin televizyonlarda veriliş biçimine sinirlenmeye kadar uzanabiliyor. Ama her halükarda Türkiye'de Yahudi karşıtlığından söz edemem" dedi.

Levi, İsrail devletine sempati duysa da oradaki hükümeti pekala eleştirebileceğine işaretle, "Eğer bir İsrail vatandaşı olsaydım, hiç kuşkusuz 'Şimdi Barış' derneğinin üyeleri arasında yer alırdım. Elbette ki İsrail devletine sempatim var. Ama bu oradaki hükümeti eleştirme hakkımı elimden almaz. (Benyamin) Netanyahu gibi şovenist bir başbakanı, (Avigdor) Lieberman gibi faşist bir dışişleri bakanını, (Ehud) Barak gibi ahmak bir savunma bakanını bünyesinde barındıran hükümeti elbette ki eleştiririm" dedi.

Gazze'ye yardım götüren gemilerin İsrail'i kışkırttığı biçimindeki tezi doğru bulmadığını belirten Levi, "Bence bu hadiseyi İsrail'in zayıflık göstergesi ve öz güven eksikliği olarak görmek daha isabetlidir. Büyük bir devlet böyle bir terör eylemiyle hareket edemez" diye konuştu.

Levi, "İsrail'in başka şekilde davranma imkanı var mıydı?" sorusunu, "Elbette vardı. Mavi Marmara adlı gemi kontrol altında pekala Aşdod Limanı'na götürebilirdi. İnsanların bu olayda olduğu gibi böylesine keyfi biçimde öldürülmesi kabul edilir bir şey değildir" diye yanıtladı.

Mario Levi, yaşananların İsrail'de de eleştirilmesinden memnuniyet duyduğunu belirterek, "İyi ki İsrail'de Gideon Levy gibi gazeteciler de var. Nitekim Levy, Haaretz gazetesinde geçen hafta yazdığı bir yazıda, kendi ülkesinin 'aptallık denizi' dediği bir ortama doğru sürüklenmekte olduğu uyarısında bulunmuştu" dedi.

AA